SERGİLER / GEÇMİŞ / SİYAH BİR RENKTİR

KURULUM

METİN

20. Yüzyıl Sanatı ve Maeght Koleksiyonu

"Siyah Bir Renktir"

Üç kuşak boyunca çağdaş sanatın en önemli koleksiyonlarından birini oluşturan Maeght ailesinin hikâyesi, yalnızca bir koleksiyonun oluşumunu değil, 20. yüzyıl sanatının gelişimini yakından izleyen ve bu gelişime katkıda bulunan özgün bir galericilik anlayışını da anlatır. Aimé ve Marguerite Maeght’ın sanatçılarla kurduğu uzun soluklu ilişkiler, 1940’lardan itibaren Paris sanat ortamının önemli merkezlerinden biri hâline gelen Maeght Galerisi’ni ve daha sonra Maeght Vakfı’nı ortaya çıkarmıştır.

Bu hikâyenin önemli duraklarından biri olan “Siyah Bir Renktir”, 1946 yılında Paris’te gerçekleştirilen serginin 52 yıl sonra İstanbul’daki yeniden sunumudur. 17 Aralık 1998 – 10 Şubat 1999 tarihleri arasında Millî Reasürans Sanat Galerisi’nde gerçekleştirilen sergide, Maeght Vakfı koleksiyonundan seçilen eserler İstanbul’daki izleyiciyle buluşmuştur.

Aimé ve Marguerite Maeght’ın sanat dünyasındaki yolculuğu 1930’lu yılların başında Cannes’da açtıkları küçük bir dükkânla başlar. Başlangıçta mobilya ve radyo satan bu dükkân, kısa süre içinde sanatçıların eserlerinin sergilendiği bir buluşma noktasına dönüşür. Daha önce bir matbaada litograf olarak çalışan Aimé Maeght’ın baskı sanatına olan ilgisi de bu sürecin önemli bir parçasıdır.

Maeght çifti, sanatçılarla kurdukları ilişkinin yalnızca ticari bir bağa dönüşmesini istemez. Sanatçıların üretimlerini desteklemeyi, onlarla uzun soluklu ilişkiler kurmayı ve ortak projeler gerçekleştirmeyi önemserler. 1950’li yıllardan itibaren galerilerinde düzenli olarak sergiler gerçekleştiren Maeghtlar; Joan Miró, Marc Chagall, Alberto Giacometti, Georges Braque, Henri Matisse, Alexander Calder, Eduardo Chillida, Raoul Ubac, Jean Bazaine ve Antoni Tàpies gibi 20. yüzyıl sanatının önemli isimleriyle yakın ilişkiler kurarlar.

Bu ilişkiler, Maeght Galerisi’ni yalnızca eserlerin sergilendiği bir mekân olmaktan çıkararak sanatçıların bir araya geldiği, üretimlerin desteklendiği ve yeni projelerin geliştirildiği canlı bir sanat ortamına dönüştürür.

Siyah burada yalnızca bir renk olarak değil; çizgi, yüzey, ışık ve boşlukla kurulan ilişkiler üzerinden farklı anlamlar kazanan güçlü bir ifade aracı olarak karşımıza çıkar. Kimi çalışmalarda biçimi belirginleştiren bir kontur, kimi çalışmalarda kompozisyonun temel unsuru, kimi çalışmalarda ise yüzeyin tamamını belirleyen yoğun bir ifade biçimidir.

Serginin savaş sonrasında ortaya çıkması, siyahın dönemin tarihsel ve toplumsal atmosferiyle birlikte düşünülmesine de olanak tanır. Avrupa’nın savaş, yıkım ve kayıplarla şekillenen bu döneminde sanatçılar, farklı teknik ve yaklaşımlarla yeni ifade biçimleri ararken siyah da bu arayışın önemli unsurlarından biri hâline gelir.

Miró’nun kâğıt üzerine mürekkep çalışması, Kuroda’nın kâğıt üzerine suluboyası ve Matisse’in Aguantine başlıklı çalışmasının yanı sıra Giacometti, Chagall, Ubac ve diğer sanatçıların eserleri, siyahın farklı teknik ve estetik bağlamlarda nasıl ele alındığını gösterir.

Maeght ailesinin sanatçılarla kurduğu ilişkiler, zaman içinde kapsamlı bir koleksiyonun oluşmasını sağlar. Bu koleksiyon, yalnızca sanat tarihinin önemli isimlerinin eserlerini bir araya getirmesiyle değil, eserlerin arkasındaki kişisel ve yaratıcı ilişkiler ağıyla da önem taşır.

II. Dünya Savaşı’nın ardından Avrupa’da sanat dünyası büyük bir dönüşüm geçirirken Maeghtlar, 1946 yılında Paris’te “Siyah Bir Renktir” başlıklı sergiyi gerçekleştirir. Savaş sonrasının önemli sanatsal etkinliklerinden biri olan sergi, siyahın farklı sanatçılar tarafından nasıl ele alındığını bir araya getirir.

“Siyah Bir Renktir” sergisi, bu geniş mirasın belirli bir bölümünü İstanbul’a taşır. Miró, Matisse, Chagall, Giacometti, Braque, Calder, Bazaine, Tàpies, Ubac, Chillida ve Kuroda gibi sanatçıların eserlerinden oluşan seçki; desen, resim, heykel ve gravür gibi farklı ifade biçimlerini bir araya getirerek 20. yüzyıl sanatının zengin ve çok katmanlı yapısını görünür kılar.

Maeghtların sanat dünyasındaki etkisi yalnızca sergiledikleri eserlerle sınırlı değildir. Sanatçıların üretim süreçlerine doğrudan eşlik eden, onların yeni çalışmalar üretmelerini destekleyen bir anlayış geliştirirler.Bu ilişkinin en önemli örneklerinden biri, Maeghtların Paris dışındaki yaşam alanı olan Saint-Paul-de-Vence’da şekillenir. Sanatçılar burada yalnızca sergi hazırlamak için değil, birlikte yaşamak, üretmek ve yeni fikirler geliştirmek üzere bir araya gelirler.

Maeght Vakfı’nın mimarisinde de bu yaklaşımın izleri görülür. Mimar Josep Lluís Sert tarafından tasarlanan yapı, sanatçıların eserleriyle birlikte düşünülür. Miró yapıya bir labirent, Braque bir vitray, Giacometti bronz bir heykel, Ubac bir heykel, Chagall ise büyük boyutlu bir mozaik ve vitray çalışması kazandırır. Tal-Coat da yapının duvarlarını mozaiklerle kaplar.

Böylece yapı, sanat eserlerinin sergilendiği nötr bir mekân olmaktan çıkar; sanatçıların doğrudan katkılarıyla biçimlenen bütüncül bir sanat ortamına dönüşür.1964 yılında Maeght Vakfı’nın açılışı sırasında dönemin Fransız Kültür Bakanı André Malraux, yapı hakkında “Burada bir ruh dolaşıyor” sözlerini söyler. Miró’nun vakıf için kullandığı “labirent” tanımı da bu mekânın niteliğini yansıtır. Vakıf, resim, heykel, mimari, baskı ve doğanın bir arada düşünüldüğü özgün bir sanat alanı olarak şekillenir.

BASINDAN