SIRADAN GERÇEKLİKLERDEN ÇAĞCIL BİR MİTOLOJİYE
“Acısını içimde hissettiğim ve her gün değişik biçimde yaşadığım gerçek ilgilendiriyor beni”.
Gülgün Başarır, Millî Reasürans Sanat Galerisi’nde ve Nelli Sanat Galerisi’nde açılan sergilerindeki yapıtların ardındaki yaratıcı itkisini bu sözlerle açıklıyor. Başarır’ın resimleri insanın içinde önce neden olduğunu anlayamadığı bir acıyı duyuruyor. Resimler günlük yaşamdan rastgele çekilmiş fotoğraflar gibi ve o ölçüde iddiasız görünüyor.
Ressamın “konuları” son derece gerçek biçimleriyle, bildik iç ya da dış ortamlarda çevrelenmiş olarak çıkıyor karşımıza. Resimler bu tanışıklıkla izleyeni çekiyor kendine. Ancak biraz daha bakınca resimlerdeki gerçeğin bildiğimiz gerçek olmadığının ayırdına varılıyor. Bu gerçek ressamın “acısını içinde hissettiği” gerçek.
Kapağı açık kalmış, çekmecesi yarım çekili, içinden çamaşırlar, çoraplar fırlamış; arkalığına rastgele bir gömlek ya da ceket asılmış bir sandalye; üzerine bir mutfak önlüğü atılmış bir masa. Ya da evin içinde boş labirent gibi bir koridor; aşınmış parkelerle herhangi bir yer döşemesi; bir sahanlık ve merdivenin bir parçası. Ya da pencereden görünen sokakta bir logar kapağı; yapraksız bir ağaç; bir otomobil; pencerenin önüne asılmış çamaşırlar...
Karanlığın ağır bastığı, ışığın olmadığı ya da ancak süzülerek sızabildiği bir dünyadan ayrıntılar bunlar. Hiç hareket yok. Her şey son derece durağan ve hiç bir şey bu nesneler bir daha asla yerlerinden kıpırdamayacakmış gibi donmuş. Zaman sanki bir fotoğraf karesindeki gibi durmuş. Ancak fotoğraftan farklı bu görünümler. Yadırgatıcı. Bu dünya insansız. Daha doğrusu bu dünyada bir canlı, hatta bir yaprak bile yok. Sanki insanlar ve bütün canlılar birden bu resimlerden çıkıp gitmişler.