METİN

Günümüz heykel sanatının önde gelen isimleri arasında yer alan heykeltraş Rahmi Aksungur’un Milli Reasürans Sanat Galerisi için hazırladığı sergi, 14 Ocak - 21 Şubat 2004 tarihleri arasında izlenebilir.

Sergi için hazırlanan yayında Levent Çalıkoğlu, sanatçının tasarımlarının basit seyirlik objeler olmadığını, doğrudan izleyicinin gözünün içine bakan, onunla tinsel ve mekansal bir bağ kurmak isteyen “tescilli imgeler yumağı” olduğunu vurguluyor.

Aksungur’un sürekli izleyicinin belleğini yokladığını, onları önlerine koyduğu üç boyutlu dünyanın anlamını ve mekân içindeki konumunu çözmek için harekete geçirmek, düşünsel bir seyirlik içinde “farklı kompartımanlara toslaya toslaya” kendilerine ulaşmalarını sağlamak istediğini belirtiyor.

Rahmi Aksungur, “benim için önce tasarım vardır” diyor. İlk dönem çalışmalarında bu tasarımların merkezinde insan bedeninin yer aldığını görüyoruz. Sanatçıya göre beden atmosferi sürekli zorlayan bir dirence sahiptir. Bu dönemde bronzla çalıştığı yapıtlarında bağlı olduğu sert ve biçimlendirilmiş kütleden kopmak isteyen bedenler karşımıza çıkıyor. Bu kopuş isteği, figürleri, özgün biçimleri, maska benzeyen yüzleri, kütleyle ilişkileri bakımından insani ve toplumsal çağrışımlar yaratan imgeler haline dönüştürüyor, aynı zamanda katı ve sabit heykele bir hareket de kazandırıyor. Bu arada yaptığı bağımsız figürlerde ise tek başına bir bedenin ayakta durma ve boşluk içinde varolma isteğini, biraz daha kararsız bir biçim içinde, ancak özellikle daha belirgin hale gelen yüzler ve doğrudan izleyiciye bakan gözlere yüklenen anlamlarda buluyoruz. Aksungur’un “Burada önemli olan formun üzerine giydirdiğim titreşimdir. Geriye kalan her şey figür ya da soyut olsun sadece bir elbisedir” sözlerinden, geleneksel heykel anlayışlarını tümüyle reddetmediğini ancak geleneğin tam karşısında durmanın, izleyenlerle farklı “titreşimlerde” ilişki kurmanın yollarını aradığını anlıyoruz.

Rahmi Aksungur’un daha sonraki çalışmalarında, özgün sanat anlayışının temel taşlarını oluşturacak iki büyük değişim görülüyor: Heykeli bir mekan içinde ve modüler biçimde tasarlamak. Aynı zamanda bronzdan uzaklaşıyor, mermer kullanmakla birlikte daha çok ahşap, ahşap-kurşun gibi daha “yumuşak” malzemelere yöneliyor.

Sanatçı arayışlarını, “Heykelde mekân, kütlenin kendisi ve kuşattığı alan değil, kütlenin çekim alanının sınırlarıdır. Bu sınırı her birey kendi için belirler” ve “Heykeltraş sadece kütleye form kazandırmakla uğraşmaz, aynı zamanda onun mekanına ve uzaydaki konumuna da karar verir” sözleriyle açıklarken, geleneksel madde ve mekan kavramlarının dışında izleyiciye imkan tanıyan, sanatçı ile izleyicinin zihinsel tasarımlarında birleşme ve kesişme noktaları arayan, Çalıkoğlu’nun nitelemesiyle “psikolojik bir mekân” tasarımından söz ediyor.

Bu dönemde yaptığı “Büyük Soruşturucu” (1991), “Üç Işık” (1991), “Zümrüt-ü Anka” (1990), “Seçkin Ziyaretçiler” (1993) vb. gibi büyük boyutlu ve başyapıt sayılabilecek heykellerinde sanatçının çözümlemelerini buluyoruz. Parçalı ve hareketli bir zemin üzerine yerleştirilen heykeller ile hem mekan belirleniyor hem de heykeller tek başlarına bu mekan içine varolabiliyorlar. Zeminin ve heykelin modüler ve hareketli yapısı kütlenin hacimsel eziciliğini ve katılığını kırıyor, heykellere imgelemlerine uygun olarak insani ve ironik boyutlar kazandırıyor. Forma ve heykele kazandırılan bu “özgürlük”, aynı zamanda sanatçının figürlerindeki biçimlendirmelerde daha serbest arayışların yolunu açıyor. Tek figürlerdeki yetkinlik ve figürlerin genelinde antik Mısır’ı çağrıştıran biçimlendiriliş ve giderek daha çok kuşa benzeyen yüzleri ile soyut ve fantastik özellikler kazanıyor. Bu “gizem”, yapıtların, sanatçının hedeflediği doğrultuda izleyici ile farklı “titreşimlerde” buluşmasının kapılarını da aralıyor.

Rahmi Aksungur, Milli Reasürans Sanat Galerisi’nde açtığı son sergisinde, temel sanat anlayışlarında ulaştığı yetkinlikliğin, biçimlendirmedeki ustalığının verdiği rahatlıkla yeni alanlara, doğaya açılıyor. Sergisinin ana konseptini büyük ama çok hafif olmayı başarabilen yapraklar, meyveler ve doğadan figürler oluşturuyor. Sanatçı bu kez tüm sergisini bir mekan içinde bütünleştirmeyi deniyor. Sanatçıyı izleyenler kadar heykel sanatıyla bir ilk buluşma gerçekleştirmek isteyenler için de ilgiyle izlenebilecek bir sergi olduğunu söyleyebiliriz.
Rahmi Aksungur Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Heykel Bölümü’nden mezun oldu. (1979) Diploma projesiyle “Üstün Başarı Ödülü”ne layık görüldü ve mezun olduğu bölüme öğretim görevlisi olarak atandı. Halen Mimar Sinan Üniversitesi’nde Dekanlık görevini yürütüyor. Bugüne kadar 3 kişisel heykel sergisi açan ve karma sergilere katılan sanatçı, Deniz Harp Okulu Anıt Heykeli (1984), TBMM Egemenlik Anıtı, Fatih Anıtı, Devlet Büyükleri Mezarlığı Anıt Heykeli (1986), Kıbrıs Karaoğlan Şehitliği Anıt Heykeli (1990) gibi yarışmalarda birincilik ödülü kazandı. Rahmi Aksungur’un İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 1992 yılında düzenlediği “Açık Alanlara Çağdaş Sanat Yapıtları Yarışması”na katıldığı ve ödül kazandığı “Seçkin Ziyaretçiler” adlı mermer heykel düzenlemesi Maçka Demokrasi Parkı’na yerleştirildi.

Milli Reasürans Sanat Galerisi için hazırlanan sergi 14 Ocak - 21 Şubat 2004 tarihleri arasında izlenebilir.

ESERLER

KİTAP

Bu kitap, 14 Ocak - 21 Şubat 2004 tarihleri arasında Millî Reasürans Sanat Galerisi’nde düzenlenen Rahmi Aksungur heykel sergisi nedeniyle 1000 adet basılmıştır.

Yayınlayan
Millî Reasürans T.A.Ş
1.Baskı, Ocak 2004, İstanbul
ISBN 975-7235-57-1

Organizasyon
Millî Reasürans Sanat Galerisi

Küratör
Amelié Edgü

Yardımcı Küratör
Ayşe Gür

Çeviri
Fred Stark

Reprodüksiyon Fotoğrafları
Erdal Aksoy, Nazmi Arslan, Ozan Bilgiseren, Ahmet Koçtürk, Ömer Yavuz

Tasarım
Lojik Reklamcılık A.Ş.

Renk Ayrımı ve Baskı
Mas Matbaacılık San. Tic. A.Ş.
Dereboyu Cad. Zagra İş Merkezi B Blok No.1, 34398 Maslak / İstanbul
Tel: 0212 285 11 96 E-posta: [email protected]

UYARI

Bu İnternet Sitesi içeriğinde yer alan tüm yayınlar Milli Reasürans Sanat Galerisi'ne ait olup izin alınmaksızın kısmen veya tamamen kopyalanamaz, başka bir yere taşınamaz, her ne şekilde olursa olsun yayımlanamaz ve kaynak gösterilmeksizin kullanılamaz. Bu hususu ihlal eden kişiler hakkında 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan hukuki ve cezai yaptırımlar uygulanarak yasal işlemler başlatılır.

BASINDAN